Basında yer alan röportaj ve fotoğraflar



Dekor İzmir Dergisi

- Bize kendinizden bahseder misiniz?
Bu soruya şurada doğdum, şunları yaptım, işte bu da özgeçmişim diye cevap vermeyeceğim.. Kendimi keşfetme sürecinde elde ettiklerim şu ana kadar şöyle: Sade fakat çizgi dışı, plansız ama düzenli, zeka hayranı, samimi, olabildiğince net ve (çoğunlukla) çalışkan bir insanım.  Hırslı değil azimliyim. Köpekleri çok severim.

- Mimari den fotoğrafçılığa geçiş evresi sancılı mıydı? Bu yola çıkarken çevrenizdekilerin tepkileri ne oldu?
O kadar odaklanmıştım, inanmıştım ki çevredekilerin tepkisini pek hatırlamıyorum, dikkat etmedim.
Mimariden fotoğrafçılığa geçişten çok ofis hayatından kendi işini kurma yolunu seçmek biraz cesaret istiyor. Düzenli bir maaştan ve hayattan farklı bir alana adım atıyorsunuz.. Belirsizlik içinde yaşamaya alışmanız gerekiyor. Bu ay koşturabilirsiniz veya yatabilirsiniz, 30 veya 30bin kazanabilirsiniz. Bir Starwood otelini veya köyün kahvesini de çekebilirsiniz.. Bu bana keyif veriyor çünkü hayatta ikisi de var ve ikisine de erişme şansınız ofis hayatından çok daha mümkün..
Benim için sancılı veya zor değildi çünkü ben monotonluktan hiç hoşlanmıyorum, plan yapmaktan bile hoşlanmıyorum. Günlük yaşamaya ve anın getirdikleriyle hareket etmeye çalışıyorum.  Bu da alışması zor fakat alıştıktan sonra hayatınızı çok hafifleten bir yol..

- Artık mimarlık mesleğini icra etmiyorsunuz sanırım, mimarlık eğitiminin fotoğrafçılıktaki çizginize kattığı değerlerden bahseder misiniz?
Dünyaya tekrar gelsem yine mimarlık okumak isterdim. O dünyayı çok sevdim, hocalarımın hepsini çok sevdim. (Bu doğru değil.) İnsana, eğer yeterince değer verirse çok şey katan, vizyonunu uçuran mesleklerden biri. Türkiye’de piyasası ne yazık ki artık tartışılır.. Yaparsınız yapmazsınız, ama mimarlık okumaktan pişman pek kişiyi de duymazsınız. Çünkü başka ne yaparsanız yapın, o vizyonu, sabırı, disiplini, ona uygulayabilirsiniz..
Ben artık mimarlık yapmıyorum. Zaten 2 sene gibi kısa bir süre yapma fırsatı buldum fakat çok şey öğrendim. İdolüm insanlarla tanışma şansını elde ettim. Sonra o idollerin bu ülkeden şikayet eder halini görünce kendi rotama dönme kararı aldım.. Tek başıma mimarlık yapacak ve star olacak yeteneğim de yoktu. Ama fotoğraf için farklı düşünüyorum. Daha 5 sene olmasına rağmen hayal ettiğim markalar devamlı müşterilerim oldu, dostlarım oldu. Dolayısıyla şu an kararımdan memnunum. 

- Fotoğrafın mimari ile ilişkisi hakkında düşünceleriniz nelerdir?
İkisi de zamana atılan imza. Malzemeleri farklı, kaynakları aynı.

- Mesleğinizde ilham kaynağı diyebileceğimiz kişiler veya ögeler neler?
Eskiden isim sayardım, şimdi sadece şunu söylüyorum: Yaptığı şey her ne ise farketmeksizin, kendini öğrenmeye ve geliştirmeye, buradaki zamanını bir şey yapmaya adamış insanlardan sonsuz ilham alıyorum.

- Çektiğiniz fotoğraflarda, izleyiciye bırakmak istediğiniz düşünceler, gizli notlar var mı?
Ben daha çok reklam amaçlı fotoğraflar çekiyorum. Dolayısıyla izleyiciye vermek istediğim en önemli şey, konu ne ise onu benimsemesi, oradaki imajı kendine yakın hissetmesi. Bu bir mekan, ürün veya hizmet olabilir. Amacım her zaman samimi bir şekilde mevcut olanı en iyi ve estetik biçimde sunmak. Bunda gizli bir şey yok.  
Bence gizli veya gizemli olan, fotoğrafçının stili, O’nun nasıl gördüğü, nasıl yaklaştığı, ve nasıl yorumladığı.. Bu zamanla oluşan ve bence izleyiciye en çok keyif veren şey.

- Fotoğrafçı için İzmir nasıl bir şehir? Mimari anlamda da fotoğrafçıya doyum sağlayacak mekanlar sizin için nereleri?
7-8 yıl önce bir konferansta, konuşmacı İzmir için interneti olmayan bir bilgisayar demişti. İçinde iyi çalışan fakat dışarıdaki yenilikten uzak.. O sırada doğru gelmişti fakat son yıllarda bunun yavaş yavaş değiştiğini hissediyorum. Internetten fotoğraf gösterip bunun aynısını yapacağız diyen ajansla da tanıştım, tamamen kendi fikrini ortaya koyanla da... Son dönemde ikincisinin daha ağırlıkta olduğunu görerek seviniyorum.
İzmir’i İzmir yapan en önemli şey insanlarıdır. Şehrin kendisi ya da mekanları değil..
Diğer fotoğrafçıları bilmiyorum fakat ben İzmirlilerle kolay çalışıyorum çünkü ne istediklerini biliyorlar. Birbirimizi anlıyoruz... Yavaş olduğu kesin. Sabır istiyor. Fakat yavaşlıkla gelen bir işten keyif alma durumu var ki bunu İstanbul’da bulmak kolay değil.
Ben yaklaşık 5 yıldır İstanbul’dayım. Yılın birkaç ayını İzmir’de geçiriyorum ve burada olduğum o süre beni güçlendiriyor. İzmir’de yeni projeler/yatırımlar olduğunu görünce mutlu oluyorum ve bir İzmirli olarak dahil olmak, süreç boyunca fotoğraf konusunda elimden geleni yapmak istiyorum.

- İzmir'i ve İzmirlileri fotoğrafladınız. Nasıl bir duyguydu?
İzmir’i EXPO sunumları için bir ajans aracılığıyla 5 yıl önce fotoğrafladım. 30 günde yaklaşık 25 farklı noktayı fotoğraflamam gerekti. Hayatımda en keyif aldığım ve heyecanlandığım işlerden biriydi.

- Güncel mimaride fotoğraf  makinenizi zevkle çalıştıracağınız yapılar var mı? Nereler? 
Müzeleri her zaman sevdim. Fotoğraf çekmekten en çok keyif aldığım mekanlar genelde buralar oluyor.

- Kimlerle çalışıyorsunuz? Size en çok haz veren, mutlu eden fotoğraf çekimleri hangi kategoride?
İşimin çoğunluğu mimari ve mekanlar üzerine. Oteller, restoranlar, konutlar.. Onun dışında son iki yıldır ürün ve yemek alanında da iyi markalara fotoğraf çekme şansı buldum.  
Yemek çekimleri genelde lezzetli, adı üstünde.. Ama otel çekimlerinin yeri tartışmasız ayrı. Farklı bir markanın içine giriyorsun, seni ağırlıyorlar, değişik tatlar, değişik mekanlar. Yeni insanlar... Ve işi iyi becerebildiysen, yeni bir evin oluyor.

- Bir fotoğrafa ‘oldu’ demek için nasıl bir süzgeçten geçirirsiniz?
His. Pozitif veya negatif değil. Nasıl bir hisse işte... Eğer herhangi bir his uyandırabiliyorsa kendine baktırıyor demektir. İyi bir fotoğrafçı sadece fotoğrafı değil, izleyeni nasıl çekeceğini de düşünmelidir...



İstanbul&İstanbul Dergisi - "Fotoğrafın Ustaları / Masters of Photography"

Ozan Çelik, yaşantısını "sade, mütevazi ama sıradışı" olarak tanımlıyor. Aslında mimar ama hayatına fotoğrafçı olarak devam ediyor. Mimarlıktan çok uzağa düşmemiş. Mimari fotoğraflar çekiyor. İstanbul-Alaçatı hattındaki hayatı, fotoğrafla tanışma hikayesi ve fotoğrafa bakış açısı - aslında dünyaya bakış açısı ile bu ayki fotoğraf ustaları bölümümüzün kapılarını araladığı fotoğrafçısı olarak sayfalarımızdaki yerini alıyor...

- Bize kendinizden bahseder misiniz?
İzmir’de büyüdüm. Yılın bir kısmı İstanbul’da diğer kısmı Alaçatı’da yaşıyorum. Mütevazi ve basit olmasının yanı sıra çizgi dışı bir yaşantım var.

- Sizin fotoğrafçılık hikâyeniz nasıl başladı?
Fotoğraf çekmeye mimarlık okurken başladım. İlk makinemi İzmir’de almıştım. Okulda mimari fotoğraf dersini almaya başladım. Kısıtlı olmasına karşın temel eğitimi iyi veriyordu. Daha sonra eğitim için Roma’ya gittiğimde, karşımda keşfedilecek muhteşem bir şehir ve yanımda sadece makinem vardı. Evim Vatikan’a çok yakındı. Bilmediğim otobüslere rastgele biniyor, kayboluyor, fotoğraf çekiyordum. Mekanlar, ve insanların onlarla kurduğu ilişki beni çok etkiledi. Eskinin yeniyle bütünleşmesi, bununla birlikte eskinin hala olduğu gibi kalabilmesi gibi...
Döndüğümde mimarlıkla birlikte mekan-insan ilişkilerini fotoğraflamaya devam ettim.

- Asıl mesleğiniz mimarlık iken fotoğrafçı olmaya nasıl karar verdiniz? Bu yola çıkarken; çevrenizden, ailenizden karşı çıkanlar ya da sizin kafanızın karıştığı anlar oldu mu?
Ofiste ve şantiyelerde 2 yıl kadar çalıştım. Hocalarımdan ve ustalardan çok şey öğrendim. Fakat yine de ofis bana sıkıcı geliyordu. Dışarı çıkmak, görmek, insanlarla tanışmak ve çalışmak istiyordum. Bu nedenle kendi işimi kurmaya karar verdim. Bunu da fotoğraf üzerine yapmak istiyordum çünkü fotoğrafta yıldızımın daha çok parlayacağını hissediyordum.
Ayrıldıktan sonra yurtiçi ve yurtdışında eğitimlere katıldım. Bir şeye kalbinizle karar verirseniz bilgiye ulaşmak çok zor değil. Her meslek için böyle. Ben de bu kararın kalbimden geldiğini gerçekten hissettim ve çok çalıştım. Kendi şirketimi kurdum. Çok değil sadece 3 yıl oldu. Bu hafta 100. profesyonel çekime imza atmaya hazırlanıyorum.
Aynı heves ve öğrenci ruhuyla çekimler yapmaya, problemleri çözdükçe daha çok kendime güvenmeye ve daha iyiye ulaşmak için yeni eğitimler almaya devam ediyorum. Bu yolda tüm çalıştığım insanlar daha sonra dostlarım oldu, ailem ve çevrem sonsuz destek veriyorlar, hepsine ayrı ayrı teşekkür ederim.

- Sizi mesleğinizde etkileyen, ilham veren, ilginizi çeken ilk fotoğraf karesi hangisiydi? Son dönemde sizi etkileyen fotoğraf karesi oldu mu?
Beni etkileyen ve ilham veren çok fazla kare var ama karelerin ötesinde insanlardan ve tarzlardan daha çok etkileniyorum. İzlediğim bir filmdeki ışık kullanımı, bir resimdeki renklerin solukluğu veya kahve içtiğim bir mekandaki menünün mizanpajı bile bir çekime yön verebiliyor. Bu anlamda görsel alandaki tüm mesleklere müthiş hayranlık duyuyorum.
Son dönemde bana ilham veren fotoğrafçı, benim de eğitimlerini aldığım ve teknik anlamda bende yeni bir ışık uyandıran Amerikalı mekan fotoğrafçısı Mike Kelley’dir.

- Fotoğraf çekmenin felsefi arka planı var mıdır, varsa öz olarak nedir? Yani fotoğraf çekerken, sanatsal boyutu dışında sizi düşündüren, fotoğrafa bakanların düşünmesini istediğiniz bir boyut söz konusu oluyor mu?
Fotoğrafın felsefi tarafı benim asıl etkilendiğim boyutu aslında. Fotoğraf da dışa vurum yöntemlerinden biri ve psikolojinize göre çektiğiniz kareler çok fark ediyor. Gerçekten elinizdeki makine karşınızdakini değil içinizdekini çekiyor...
Ben fotoğrafın sanatsal boyutu dışında profesyonel boyutuyla da ilgilendiğim için orada sizin psikolojinizin ötesinde yapılan işin ne için yapıldığı ve kim için yapıldığı devreye giriyor. Yani reklam fotoğrafında, bu hafta biraz karamsar moddayım, haydi bu oteli biraz karamsar gösterelim deme şansınız yok. Reklam fotoğrafı genelde hedef kitlenin bulunmak istediği hissi yaratmak için çekilir. Yani otel odasının ferahlığı, restaurantın yemeğinin lezzeti gibi.. Siz de o psikolojide olmalısınız.

- Popülerlik için kendinizden taviz verdiğiniz noktalar oluyor mu?
Aksine, popüler piyasa fotoğrafçısı değil, daha kaliteli, daha özellikli işler yapan, daha rafine bir fotoğrafçı olma niyetindeyim.

- Fotoğrafçı için İstanbul nasıl bir şehir? Siz en çok nerelerini, nesini seviyorsunuz bu şehrin?
Çok karmaşık, özellikle bir İzmir’li için. 12 ay kalmak fazla geliyor o yüzden Alaçatı’ya kaçıyorum. Ama nasıl bir enerjiyse buradaki, her defasında dönmek için gün sayarım. Dünyada böyle bir yer yok!

- Fotoğrafları nasıl çekiyorsunuz? Düşündüğünüz kareyi yakalamak için neler yapıyorsunuz?
Otel ve mekan fotoğraflarında doğal ışık çok önemli, bu nedenle yapay ışık kullanımını en aza indirip, her mekanı en iyi ışık aldığı saatte çekiyorum. Amaç mekanın güzelliğini ve özelliklerini anlatırken yapaya kaçmamak. Müşteri internette fotoğrafları beğenip mekana gelince hayal kırıklığı yaşamamalı. Ama bir yandan çekilen fotoğraflar diğerlerinin arasından da sıyrılmalı. Göze çarpıp, hayran bırakmalı. İşte benim işim o ince çizgi üzerinde ilerliyor. 

- Ürün fotoğrafları da çekiyorsunuz? Oradaki fark nedir?
Evet ürün fotoğrafları da çekiyorum. Bunlar arasında aydınlatma, mobilya, endüstriyel ürünler gibi geniş bir skala var. Amaç yine pazarlanan ürünün albenisini fotoğraf karesinde maksimum verebilmek. Ben bunu yine, hedef kitleyi aldatmadan yapma taraftarıyım. Fotoğraf müşteriyi ürüne çekmeli, ama yanıltmadan.

- Kimlerle çalışıyorsunuz? En çok size haz veren fotoğraf çekimleri neler oluyor?
Oteller, yapı grupları, marka sahipleri, mimarlar, reklam ajansları. İyi fotoğrafa ve markasının görsel imajına önem veren herkesle çalışıyorum. Benim için devamlılık önemli, bu nedenle çalıştığım insanların aklına fotoğraf deyince ben geliyorum. En çok keyif aldığım çekimler hikayesi olan projeler oluyor.

- Son dönemde düğün fotoğrafçılığı çok moda oldu? Siz düğün çekiyor musunuz?
Evet özellikle Alaçatı’ da yolda yürürken birçok fotoğrafı çekilen çifte rastlamanız mümkün.
Ben de özel düğünleri çekmekten keyif alıyorum. Bunu yaparken kalabalığın olmadığı, daha önce çekim yaptığım mekanlar, iç avlularını kullanmada bana özel izin veriyorlar. Bu mekanlar herhangi mekanlar değil, çift girdiği anda büyüleniyor. Buralara başka fotoğrafçılar da giremediği için daha özel kareler çekme şansı yakalıyorum.

- Mimarlıktan sonra fotoğrafçı oldunuz, iyi fotoğraf sanatçılarının sonradan iyi sinema yönetmenliği deneyimi de oluyor. Sizin böyle bir alana kaymak gibi bir düşünceniz var mı?
Mimarlardan çok iyi fotoğrafçılar çıktığını defalarca gördük. Benim ilk amacım da bu. Şu anda buna odaklanmış durumdayım.
Sinema alanında uzun süredir hayranlık duyduğum ve aynı zamanda çok iyi bir fotoğrafçı olan Nuri Bilge Ceylan var.  Benim yönetmenlikle ilgili bir hedefim şu anda yok, ama görsel yönetmenlik veya ışık alanında çalışmanın çok keyifli olduğuna eminim.

- Fotoğraf sanatında ilerlemek isteyen gençlere ne önerirsiniz?
Hepimizin önünde çok yol var. Ve umuyorum bu yol bitmeyecek. Uzadıkça yeni tarzlar, yeni kadrajlar, yeni ışıklar keşfedeceğiz. Bunun yaşı yok. Tek önerim sadece yurt içi değil yurt dışındaki işleri de takip etsinler ve denemekten vazgeçmesinler.



Cumhuriyet Gazetesi / Pazar Eki

Ozan Çelik genç bir fotoğraf sanatçısı. Asıl mesleği mimarlık ama o gözüyle sürekli fotoğraf çektiğini fark edince kendini ofisin dışına, hayata atmış. Çelik, şimdiyi belgelemek kadar mekanlarla ve cisimlerle de farklı bir görsel ilişki kuruyor.

- Fotoğraf nasıl başladı?
Fotoğraf çekmeye İzmir’de iç mimarlık okurken başladım. Eğitim için Roma’ya gitmiştim. Orada çektiğim fotoğraflar beğenilince daha fazla çekmeye başladım. Okul bitince bir mimarlık ofisinde 2 yıl kadar çalıştım. Bu süre içinde fotoğraf çekmekten uzak kaldım. Ama her gün onlarca imaj geçiyordu ekranımdan. Mimari, dekorasyon, endüstriyel bir ürün veya herhangi bir şey... Sonrasında ofis yaşamından sıkıldım. Makinemi elime aldım ve tekrar çekmeye başladım. Zaten gördüklerimi zihnim fotoğraflayıp arşivime atıyordu. Hem bu sefer biraz daha mimari bir bakışla görüyordum dünyayı. Önceden edindiğim çevreyle kısa sürede büyük firmalarla çalışma fırsatı buldum. Her yıl çalıştığım isimler biraz büyüyor. Ama bunların yanında butik işler yapmayı ve düğün çekmeyi de seviyorum! Çünkü bu işin her alanından çok keyif alıyorum, yaşayan anları ve coşkuyu fotoğraflamak başka bir heyecan.

- Mimarlık tamamen rafa mı kalktı şimdi?
Artık mimarlık yapmıyorum ama mimari konut projeleri veya otel benzeri mekan çekimlerinden dolayı mimarlarla ve mühendislerle sürekli çalışıyorum.

- Görmek istediğinizi mi çekiyorsunuz, anı mı belgeliyorsunuz? 
Kendim için çekerken anı belgelemek tercihim. Ama çekmeden önce kafamda mutlaka bir kompozisyon, ışık, derinlik kurgusu oluyor. Anı, görmek istediğim şekilde çekiyorum aslında. Profesyonel işlerde de mekanı doğal ışığında aktarmak önemli. Bu yüzden yapay ışık kullanımını olabildiğince az tutup doğal ışık kullanmaya çalışıyorum. Tabi paraflaşlar çoğu zaman hayat kurtarıyor. 
Ürün çekimlerinde ise stüdyo ortamında flaşlarla çalışıyorum. Onları kullanmak  da ayrı bir zevk.

- Ürün fotoğrafları da çekiyorsunuz? Oradaki fark nedir? Nasıl bir duygusu var? 
Evet ürün çekimleri de yapıyorum. Bu endüstriyel bir makine parçası, bir zeytinyağı firmasının o sezonki katalog çekimi veya bir herhangi bir ürünün reklamı olabiliyor. Ürün çekimlerinde de çekim öncesi ve sonrası titizlik çok önemli. Hem çekim hem photoshop süreci bolca sabır istiyor. Bittikten sonra çıkan imajlardan alınan tatmin ise paha biçilemez.

- Yaşadığımız alanı ve hayatı çekmeyi seviyorsunuz, nasıl bir tanıklık bu? 
İnsanın bulunduğu çevre ile ilişkisini çekmek benim için önemli. Çünkü o ilişkide bir hikaye var.  Onu izleyene aktarmaya çalışıyorum. O anki tanıklığımı kareye yansıtmaya çalışıyorum.

- İzmir'i ve İzmirlileri fotoğrafladınız bir dönem. Nedir sizin için “İzmirlilik” ve İzmir’i fotoğraflamak? 
İzmir’li şehrine aşıktır. Nerede yaşarsan yaşa, içinde o İzmir sevgisi ve özlemi hiç bitmez. Ben ise İzmir’i ve İzmirlileri Uluslararası bir organizasyon olan Expo için fotoğrafladım. Fotoğraflar Paris sunumlarında kullanıldı.

- Şimdi de İstanbul'a geldiniz, burada neler yapıyorsunuz? 
İstanbul’da da İzmir’deki gibi mekan ve ürün çekimleri yoğunlukta olacak şekilde çekimlere başladım. Ama daha önce bahsettiğim gibi farklı alanda çekimler de yapıyorum. Bu sene bir müzisyenin albüm kapağını çektim. 
Fotoğrafın denizi büyük, keşfetmek için az zamanım var. Ama pusulam heyecanım oldukça yolumu kaybetmeyeceğimi düşünüyorum.

- Fotoğrafçı için nasıl bir şehir burası?
Eskiden gelip giderdim, şimdi burada da bir yerim var. İstanbul kesinlikle ilham veriyor. Sürekli bir keşif halindeyim tabi. Hem şehri hem kendimi yeniden keşfettiğim bir dönemdeyim.

Ozan Çelik, İzmirli. Her İzmirli gibi şehrine aşık, bir dönem de İzmirlileri fotoğraflamış uluslararası bir organizasyon için. Şimdi ise zamanının büyük çoğunluğunu İstanbul’da geçiriyor, burada çalışıyor. “Hem şehri, hem kendimi yeniden keşfettiğim bir dönemdeyim” diyor. Fotoğrafın denizi büyük, keşfetmek için zaman kısıtlı ama pusulası heyecanı oldukça yolunu kaybetmeyeceği de kesin.




46 Dergisi




Sendromsuzlar

Bazı fotoğrafçıların tarzı öylesine oturmuş ve karakteristik oluyor ki ister bir mekanı, ister bir ürünü, isterse bir reklamı çeksin işleri bakan gözler tarafından ayrıştırılabilir hale gelebiliyor. Roma ve İzmir’le başlayan fotoğraf hayatına artık İstanbul’da devam eden OzanÇelik’in işlerine daha çok rastlayacak ve tanımaya başlayacaksınız…

- Fotoğrafçı olma fikrine ilk ne zaman sıcak bakmaya başladın?
Roma’da dil okumak için burs kazanmıştım. Gittiğimde karşılaştığım şehir beni çok etkiledi ve mütevazi bir makineyle fotoğraflamaya başladım. Benim şehirle iletişim kurmamı, bütünleşmemi sağlıyordu. Döndüm. Mimarlık okurken okulda fotoğraf dersi alıyordum. Araştırmaya ve daha çok öğrenmeye heveslendim. Hep o hevesi ve o öğrenciliği devam ettirmeye çalışıyorum. Mezun oldum, ertesi gün işe girdim. Fotoğraf yoluna gitmeyi düşünüyordum ama gelen sıcak teklifi kabul ettim ve 2 yıl kadar bir mimarlık ofisinde çalıştım. Bu sürede fotoğraf çekmeyi bırakmadım. Ofiste işim gereği, ekranımdan tasarımla ilgili birçok imaj geçiyordu. Bir gün fotoğraftakine değil, fotoğrafın kendisine baktığımı farkettim. Ofisten ayrıldım, kendi işimi kurdum. O günden beri aklımda fotoğraftan başka bir şey yok!

- Fotoğrafçı kimliğinin dışında kendini nasıl  tanımlarsın?
Sakin biriyim. Mütevazı ve basit yaşamaya çalışıyorum. Derinliğin basitlikte başladığına inanıyorum.

- En çok neyin veya kimin fotoğraflarını çekmek seni daha çok memnun eder?
Mekanların ruhunu yansıtmak beni çok mutlu ediyor. Bazen içindeki insanlarla, bazen mekanın tek başınalığı ile.

- Fotoğrafını çekmekten en çok keyif aldığın şehir hangisi?
Rönesans dönemi ve eserleri Sanat Tarihi dersimin en sevdiğim parçasıydı, bu nedenle Kuzey İtalya ve Fransız şehirlerinde bu tür binalar çevresinde dolaşmak, fotoğraflamak hep büyük haz verdi. Bunun yanında gittikçe doğuya ilgim artıyor ve sanırım İstanbul’la başlayan doğu sanatı ve akımını bulabileceğim şehirler olabilir.

- Gündemini meşgul eden son projelerinden bahseder misin?
Kafamda olan ama gündemime koyamadığım çok projem var. Şu anda çekim yoğunluğundan vakit ayıramadığım kişisel projeler bunlar. Ama ticari anlamda soruyorsanız önümdeki 2 ay içinde çekmeyi bir an önce istediğim markaların çekimleri var. Bunların bazıları mekan çekimi, bazıları reklam/ürün.
Kafamdaki projeler ise hep insan ve şehir ağırlıklı. İnsanlarla çalışmak beni çok mutlu ediyor. Bu yıl en azından birini gerçekleştirmek beni mutlu edecek.

- Son dönem aldığın eğitimlerden bahseder misin?
Şu anda yurtiçi ve dışında reklam ve mekan fotoğrafında güzel işler yapan kişileri takip ediyorum. Bu kış ekipman yatırımları dışında eğitime de bolca yatırım yaptım. Amerika’dan M.Kelley ve R.Klein’dan eğitimler aldım. Hem teknik, hem bakış açısı anlamında şimdiden farklı hissediyorum.

- Türkiye’de bir fotoğrafçı olarak en çok neyden rahatsızsın?
Fabrikasyona bağlayan sıradan işlerden…

- Bizi tanıştırmak istediğin biri/birileri var mı?
İleride başarısıyla kendi alanında 1 numara olmuş Ozan Çelik. Bunun için kendine zaman tanıyor, temelini kuruyor, acele etmiyor. Daha epeyce yolu var. Ama zamanı gelince tanıştıracağım.


20bir

- Mimarlık eğitiminin bakış açınıza nasıl bir katkısı oldu?
Mimarlık eğitimi zordu. İnsan her yılın sonunda mesleği bırakmayı düşünüyor. Mimarlığın sabır ve özveri gerektiren bir dal olduğunu söylemeliyim. Bir eğitim için Roma’dayken kompakt bir fotoğraf makinesi ile mimari belgeleme ve detay çalışmaları yapmaya başladım. Döndüğümde fotoğraflarımın akademisyenler tarafından beğenildiğini gördüm. Profesyonel olarak fotoğraf ile ilgilenmem ve becerimi bu yönde geliştirmem konusunda beni cesaretlendirdiler. 
Dünyada isim yapmış fotoğraf sanatçılarını takip ettim. Ara alanlarda çalışan profesyonelleri mercek altına aldım. Her gün yüzlerce fotoğraf inceledim, bakış açılarını anlamaya çalıştım. Fotoğraftakini değil, fotoğrafın kendisini sevdiğimi anladığımda fotoğrafa yöneldim. 
Eğitimimi mimarlık alanında almış olmaktan ötürü çok mutluyum ve kendimi şanslı hissediyorum. Mimari tasarım yaparken birçok etkeni göz önünde bulundurmak gerekiyor. Renk, biçim, ışık, perspektif, mekan algısı... Fotoğrafta da böyle. 
Sanat dallarında ortak kurallar var. Yaratıcılık yalnızca yetenekten beslenmiyor. Araştırmak ve görmek de gerekiyor. Elbette bir işi kurgularken kuralları bilmek büyük avantaj sağlıyor. Ama kuralları yıkmaya başladığınızda, içinizdeki birikimle birlikte ortaya bir ürün çıkıyor. Bir süre sonra bu ürüne tarzınızı yansıtmaya başlıyorsunuz. Sizi diğerlerinden ayıran şey bu.

- Görmekten zevk aldığınız nesneleri mi belgeliyorsunuz?
Eğitimimden dolayı olsa gerek, mimari değerlerin fotoğraflarını çekmekten keyif alıyorum. Reklam fotoğrafçılığı ise sürekli devinen bir dünyanın içinde olduğumu hatırlatıyor. Kalabalıkların fotoğraflarını çekmeyi de seviyorum. Bütünü ve detayı görebilmemi sağlıyor. Profesyonel olarak görsel imajına önem veren kurumların farklı projelerinde yer aldığım da oluyor.
Ancak çok iyi bir bakış açısına sahip olunarak ve tecrübe edinerek eşsiz güzellikte, gözler ayrılmadan bakılan mimari fotoğraflar çekilebilir. Sabırlı ve disiplinli bir çalışma ile en doğru kadraj ve ışık ayarları yapılarak mükemmel sonuçlar ortaya çıkar. Fotoğrafçının yapıdaki estetik unsurların farkında olarak çekimi gerçekleştirmesi yapının doğru tanımlanmasına yardımcı olur.

- Fotoğrafın mimari ile ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Fotoğraf, icadından bugüne büyük bir gelişim gösterdi. Mimari de zaman ve çevre koşullarına göre farklılık gösteriyor. Aslında fotoğraf, mimarinin değişimini ve gelişimini belgeliyor. Estetik değerinin yanı sıra belgeleme işleviyle de mimari ile iç içe yaşıyor. Bilgi çağında, görsellik önem kazandı. Kimi zaman fikir, zihindeki bir imaj üzerinden biçimlenebiliyor. Fotoğraf da insan ve mekandan yararlanarak görevini yerine getiriyor. Fotoğraf makinesi ise objektifin önündeki kadar arkasındakini de yansıttığı için içinde samimi bir duyguyu barındırıyor.
Bir insanın fotoğrafını çekerken fotoğrafta oluşturulmak istenen duygu yakalandıktan sonra deklanşöre basılır ve bu kısa an ölümsüzleştirilir. Oysa yapılar öyle değildir, onlar canlı nesneler olmadıkları için fotoğrafçı duygu ve yorumu yapıdan alarak bir anlam oluşturur. 





Decor Dergisi - Uzman Bölümü


Hürriyet Ege - Bahar Akıncı



Dora Dergisi

- Bize kendinizden bahseder misiniz? 
1986 yılında doğdum. İzmir’de büyüdüm. Mimarlık ve ardından fotoğraf eğitimi aldım. 
Yurtiçi ve dışında çekimler yaptım ve fotoğraf alanında farklı eğitimlere katıldım. 
Amerika Birleşik Devletleri ve Türkiye’de karma sergilerde fotoğraflarım yayınlandı.

- Mimarlık okumanın iş yaşamınıza ve çektiğiniz fotoğraflara katkısı nasıl oldu? 
Okul zordu. Her final döneminde mesleği bırakmayı düşünüyorsun. Çok sabır istiyor. Hocalarımla aram hep iyiydi. Roma’da okula gittiğim bir dönem küçük bir makinem vardı. Onunla fotoğrafa başladım. Döndüğümde hocalarım çektiklerimi beğendi. Arada kendi kendime fotoğraf çekmeye devam ettim. 
Ailemin Sardunaki adında işletmeleri var. Onun içinde büyüdüm. Çalışma prensiplerini ve insan ilişkilerini gözlemledim. 
Ve okulu bitirdim. Bitirdiğim gün iş teklifi aldım. 
Hep araştırdım. Her gün yüzlerce imaja bakıyor, yeni tasarımları takip ediyordum. 
Bir gün fotoğraftakini değil, fotoğrafın kendisini sevdiğimin farkına vardım. 
Mimarlık ofisinde çalışmayı bırakıp fotoğraf üzerine kendi işimi kurdum. 
Mimarlık okumuş olmaktan çok mutluyum. Tasarım yaparken bir çok konuyu göz önünde bulundurman gerekiyor. Renk, form, ışık, perspektif, mekan algısı…Fotoğrafta da böyle. 
Sanat dallarında ortak kurallar var. Yaratıcılık sadece yetenekle olmuyor, çok araştırmak ve görmek gerekiyor. Bir yandan kuralları da öğrenmeniz size avantaj sağlıyor. Kuralları yıkmaya başladığınızda, içinizdeki birikimle birlikte ortaya bir şeyler çıkıyor. Bu da sizin tarzınız oluyor. Sizi diğerlerinden ayıran şey bu.

- Çoğunlukla ne tür işler çekiyorsunuz? 
Ben reklam ve mimari alanda çekimler yapıyorum. Buna otel ve benzeri işletmelerden fabrikalara, konut projelerinden, mimarlık kataloglarına, aklınıza gelebilecek tüm mekanları çekiyorum. Son dönemde ürün ve tanıtım fotoğraflarına da yoğunlaşmış durumdayım. 
Bunun dışında özel düğünleri de keyif aldığım için çekiyorum. Bununla beraber standart düğün fotoğraflarının ötesinde duygusal ve etkileyici kareler sunuyorum. O gün bir kez yaşanıyor. Ve geriye sadece fotoğraflar kalıyor.

- Kimlerle çalıştınız?
Çoğunlukla İzmir ve İstanbul’da, butik otellerden, büyük holdinglere, 2 yıl içinde 40 üzerinde görsel imajına önem veren firmayla çalıştım. 

- Fotoğrafın mimarideki önemi nedir? 
Önemi çok büyük. Özellikle ticari bir amaç var ise en önemli faktör diyebilirim. 
Bilgi çağının en önemli olgularından biri görsellik. Artık herkes almak istediği evi, ürünü ve hatta tatili internetten araştırıyor. Kendisinden önce, onu anlatan imajları görüyor. 
Bunun farkında olan iş sahibi de pazarlamaya belli bir para harcıyor. Beklentisi oluyor. 
Bu beklentinin karşılığını vermek durumundayız.

- Sizi diğer fotoğrafçılardan ayıran şey nedir? Kendinizi tekrarladığınız oluyor mu? 
Sürekli yeni şeyler öğreniyorsun ve bunları kendi yorumunla kullanmaya başlıyorsun. İşin içine duygu ve yorumunu kattığın zaman kendini tekrarlama şansın yok. Çünkü duygularımız sürekli değişiyor.  
Diğer fotoğrafçıları takip etmek gerekiyor tabi. Büyük ustalarımdan öğrendiğim şeyler çok. 
Ama hiçbir zaman sümüklü çocuk veya kırmızı şemsiye fotoğrafım olmadı. Olmasını da istemiyorum.

- Hedefiniz ne?
Önümde İzmir’i dünyaya tanıtan bir proje için yapacağımız bir iş var. 
Eyfel’i Paris’e kazandıran organizasyon için diye ipucu verebilirim. 
Bir dahaki ay daha detaylı konuşuruz.

- Son olarak ne söylemek istersiniz? 
Öğrenmeyi, denemeyi, yanılmayı ve tekrar denemeyi bırakmamak gerekiyor. 
Ben de sürekli öğreniyorum. Yaptığım şeyi daha iyi yapmayı araştırıyorum. 
Şu anda çıraklık dönemimdeyim. Bir alanda usta oldum dediğinizde bittiğinizi düşünürüm. 
Bu nedenle hep çırak olarak yeni işlerle karşınızda olacağım.




Decor Sanat

Başa dön